Kahire - 2006 Kasim - (17.11.2006) |
Evet bir aşkın daha sonuna geldik. Hepsinde olduğu gibi bununda sonu diğerleri gibi hüzünlü olacak! Bazen aşıklar severek ayrılır, ama çoğunlukla biri yüzünden! Öyle hissediyorum ki bu yolculuğum Kahire'ye son yolculuğum olacak. Bu ayrılığın sebebi de ben olacağım ve aşk acısınında!
Açıkcası bu sefer Kahire bana çok ağır geldi. Gürültüsü, kirliliği, bir türlü kurtulamadığınız tozu ve şehrin üstündeki kir bulutuna ek olarak Nil'in buharlaşmasından kaynaklanan sürekli sisi, insanların inanılmaz boyutta sizden bir fayda sağlamaya çalışması, inanın beni çok bunalttı bu seyahatte. Kaldığım dört gün boyunca bu görüntüden hiç kurtulamadım. Birazcık size sebeplerini anlatayım.
Daha önceki yazımda da belirtmiştim! Burada trafik kendi kurallarına göre yeşertilmiş bir sanat! Sanat diyorum, çünkü yaratıcılık, azim, ve sabır istiyor. Bizim eski Renault 12 ve Murat 124, Şahin, Doğan ve Tempra'ların otomobil mezarlıklarında çürüdüğünü düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Bir çoğu Kahire'nin yollarında ecelleri ile ölmeyi seçmişler. Burada belki biraz yıpranmış olarak, belki kırık dökük bir şekilde ama çalışan motorundan daha önemli ve en temel parçası olan kornası her geçen saniyede gururlu bir şekilde öterek hala hayatta olduğunu gösteriyor. Türkiye'de korna kullanımının yüksek olduğunu iddia ediyorsanız, buraya gelin şehrin merkezindeki bir yolun kenarında onbeş dakika kalın. Bakın memlekete geri döndüğünüzde bu görüşünüzü bir daha tekrarlayacakmısınız! Hayir! Çünkü ya sağır döneceksiniz, ya da halinize şükredeceksiniz. Temel olarak diğer sürücü ve yayaları uyarmak için kullanılan bu cihaz burada biraz daha sportif amaçla kullanılıyor. İster yolda araç olsun veya olmasın, ister aracınızı park eder veya kullanır olun, arzu ettiğiniz miktarda veya sıklıkta kullanmanız uygundur, bunu herkes anlayışla karşılar.
Bu seyahatimde, trafikteki bir başka uygulamanın sebebini keşfetme fırsatını yakaladım. Bilmiyenleriniz için söyleyeyim, bu ülkede insanlarin çok büyük bir çoğunluğu geceleri farlarını yakmazlar. Aranızda aa ne kadar güzel, yollar o kadar iyi aydınlatılmış ki, gerek duymuyorlar diye düşünen saflarınız olacaktır. Ama gerçek ne yazık ki biraz acı! Aslına bakarsanız bizim ülkemizde de benzer bir yaygın saplantı vardır. ‘Farlarınızı ne kadar çok kullanırsanız, akünüz o kadar çabuk biter'. Bu sebeple insanlar gündüz farlarını yakmak istemezler ve mümkün olduğunca geç yakarlar. Burada bu anlayışa iyice sahip çıkmışlar, akü zaiatı azalsın diye hiç yakmamayı tercih etmişler  O sebeple, binbir zorluklar ile karşıdan karşıya geçemeye çalışırken gözünüzün üzerine yediğiniz uzun farlar yüzünden yolun ortasında tavşan gibi kalıyorsunuz. Her neyse tekrar konumuza dönelim. En son konuştuğum şoför far kullanımı konusunda yeni bir konsept ortaya koydu. Adamcağız aküye bir şey olmayacağını, esas riskli cihazın farın ampulü olduğunu, ampulün tükenmesini engellemek için yakmadığını söyledi. Kullandığı araba Mercedes E serisinin yeni bir modeli idi. Adama sorduk, araba senin değil ne dert ediyorsun, ampulü yanarsa sahibi değiştirir dedik. Adamcağız böyle bir davranışın çalışma arkadaşları tarafından hoş karşılanmayacağı için yapamayacağını söyledi. Düşünün bir! Üç, beş liralık bir ampul yüzünden bütün Mısır'ın sokaklarında gözleri olmayan arabalarla karşı karşıyasınız. Bu arada, şöyle küçük bir notuda düşeyim. Şimdiye kadar kullandığım hiç bir arabada far ampulü değiştirmedim. Belki de ben şanslıydım  Ama bu konu bir noktada Mısır'lıların ‘taştan su çıkarma' yaşam felsefesini gösteriyor. Gerçekten öyle! Eger bir kaç Pound kısabilecekleri, veya bir kaç pound tırtıklayacakları bir fırsat bulduklarında onun peşinden yılmadan gidiyorlar. Irklar ve ülkeler için genelleme yapmayı sevmem ve imtina ederim. Onun için şöyle yazayım. Bir çok Mısır'lının neden bu kadar üçkağıtçı ve talepkar olduğunu bu hayat felsefesini gördükten sonra çok iyi anlıyorsunuz. Tabi hepsinin temelinde yoksulluk yatıyor. Aslına bakarsanız bu fikrimi dört yıl boyunca yaptığım insan kaynakları yöneteciliği boyunca tecrübelerim perçinlemiştir. Hangi pozisyonda ve konumda olursa olsun ne yazık ki benzer çirkinliklerle hep karşılaştım.
Yoksulluk öyle böyle değil. Oteldeki kat görevlisi maaş bordrosunu göstermişti. Brüt maaşı 235 Pound, yaklaşık olarak 40 Dolar. Bunların yanında ödenen yan gelirle beraber maaşı 80 Dolara ulaşıyor. Yollarda cirit atan, ne işe yaradıklarını onların bile bimediği, vasıfsız ama torpilli polis memurlarının maaşları da diğerlerinden farklı değil, 100 dolardan az. Durum böyle olunca da herkes cebi dolu olan turistlerden nasıl bir kaç dolar alabilirim telaşına kapılıyor. Şöyle başlayayım. Uçaktan indikten sonra sizi karşılayan pasaport işlemlerinizi yapmak üzere görevlendiren otel temsilcisi ile başlayan zincir, valizinizi almak için size yardım etmeyi teklif eden adam, pasaportunuza bir defa daha bakan gümrük memuru, sizi otele götüren taksi şöförü, otelde sizi karşılayan görevli, ve bellboy olarak tamamlanıyor. Ama esas büyük zincir sokağa çıktığınızda başlıyor. Pis ve kirli yollarda 500 m bile yürümemek için taksiye binmenizi öneririm. Otelin önünde bekleyen leş kargalarına benzeteceğim taksi soförlerine rastlarsanız 3 Pound vereceğiniz yere sizden 20 pound isterler. Onun için onları es geçip yoldan sizing bir taksi durdumanız gerekir. Araca binmeden once Taksici ile pazarlık yapmamanız halinde elinizdeki en küçük banknotu vererek taksiciden kurtulabilirsiniz, buda genellikle 10 pound oluyor. Baştan fiyatta anlaşsanız bile, bütün para verirseniz üstünü almak pek kolay değil.
İstihdamı arttırmak için nasıl bir yol uyguladıklarını ülkeden ayrılırken havalanındaki pasaport kontrol sürecini açıklayarak anlatayım. Terminale girdikten sonra, güvenlik kontrolündeki adam pasaportunuzu kontrol eder, doğal olarak uçağa biniş kartı alırken yer hostesi pasaportunuza bir defa daha bakar ve sonrasında haliyle pasaport memuru. Ama bu üç kontrolden sonra, bekleme salonuna girerken bir kez, bekleme salonunda çıkıp uçağa giderken bir defa daha ve son olarak eğer çok eleman alınmışsa uçağa binmeden önce son bir kez daha pasaportunuz kontrol edilir. Eskiden biniş kartı alırken doldurmanız gereken ülkeden çıkış formunun bir parçasını daha toplayan bir görevli vardı, onları son iki ziyaretimde görmedim. Zannedersem onlara başka bir iş yaratmışlar.
Son gün vakit ayırıp tekrar Giza piramitlerine gitme imkanı bulduk. Burada durum gerçekten içler acısı. Piramitlere doğru yol boyu birinci yada ikinci katın üzerinde demir filizleri açıkta bırakılmış, camları bile olmayan virane evlerin yanından geçerken nasıl bir insan topluluğu ile karşılaşacağınızın mesajlarını alıyorsunuz. Piramitlerin girişi 50 Pound, eğer arap iseniz ücret 2 pounda iniyor. Bu ücretin gerçekten verilip verilmemesi gerektiğini gerçekten bilmiyorum. Araçtan indiğinizde etrafınızı saran zar zor ingilizce konuşan rehber bozuntularından sıyrılmanız şart. Ne yazık ki biz o kadar şanslı değildik! Adam benimle beraber gelen ikisi arapça konuşan toplam altı adamı tuttuğu gibi sürükledi. En sonunda adamdan kurtulmasını bildik, tabi bu arada adam biraz sonra kapanacak olan arkelojik sahada ekstradan geçirebileceğimiz 20 dakikamızı çaldı. Daha sonra öğrendik ki, Lübnan'lı arkadaşlarımızın söylediğine göre adam bizi atlı araba ile gezdirme teklif etmiş, adam başı 60 Pound vermemizi sağlarsak onu bedavaya bindireceğini teklif etmiş. Piramitlerin etrafı üç metre ilerisinden zincirle koruma altına alınmış. Bizim arkadaşlar
yaklaşınca oradaki görevli polis arzu edersek zinciri aşabileceklerini teklif etmiş. Onlarda tursitlere bir incelik olarak gördükleri teklif üzerine istenileni yapmışlar. Tabi döndüklerinde polisin bahşiş ricasını da kıramamışlar. Ne yazık ki, o kısa gezi boyunca sürekli olarak benzer taleplerle hep yüzyüze kalıyorsunuz. Polis olsun, size hediyelik eşya satmaya kalkan çocuk ve fotografını çektiğiniz adam olsun!
Piramitlere yapmış olduğunuz seyahatin sonunda tüyleri yolunmuş, trafikteki egzos kirliliği ile vücudu tütsülenmiş bir tavuk gibi perişan ve tüm enerjiniz bitmiş bir halde otele varıyorsunuz. Emin olun tekrar dışarı çıkmadan önce biraz dinlenmeniz şart.
Mısır halkı, firavunlar devride dahil olmak üzere hep doğa ve onları yönetenler ile mücadele etmiş, Nil'in suyu ile hayat bulmuş ve genelde hayatı yokluklar ile geçmiş oldukça şu anda 70 milyonun üzerinde nüfusu ile kalabalık bir halk. Bu hayat mücadelesi ve yokluklar onların bu kültürünün oluşmasında ciddi bir etken olmuş. Hep hayattan şikayet etmişler, hep biraz daha fazlasını koparabilmek için çabalamışlar. İşte bu ruh hali ile hayata tutunmaya çalışan halk, kendilerinden farklı ve zengin olan insanları bulduklarında onların zenginliğinden kendilerine bir pay çıkarmayı normal görmüşler. Eğer sürekli kandırılacağım ruh halinden kurtulmayı başarabilir, ve size biçilen aptal turist rolünü oynamayı tercih ederseniz oranın güzelliklerini daha iyi yaşama şansını yakalayabilirsiniz.
Sonuç olarak, Mısır özellikle Kahire ve piramitler en azından bir defa ziyaret edilmeye değer bir yerdir. Bunun yanında, İskenderiye, yukarı Nil (güney Mısır) ve şnorkel veya tüp ile dalarak mercan adalarında zengin deniz hayatını göreceğiniz Kızıldeniz'e de gitmeyi tercih edebilirsiniz.
Kahire'de Muhakkak Yapilması ve Görülmesi Gerekenler:
1.Giza Piramitleri Turu – burada en büyük piramit Keops olmak üzere üç piramiti ve Sfenksi yakından görme imkanını yakalayacaksınız. Panaromik tepeye cıkarak orada güzel fotograflar çekmenizi ve ayrıca en küçük piramit olan Menkaure'nin içini de görmenizi öneririm. Oraya gitmek için en isabetli seçim, otellerin birinden satın alacağınız adam başı 20$'lık rehberli turdur. Bu şekilde sizi kazıklamak ve dolandırmak için bekleyen satıcılardan, polislerden ve diğer iş kollarına mensup kişilerden rehberiniz sizi koruyacaktır. Tur kapsamında bir kaç turistik mağazada alışverişe teşvik edilmeniz bu turun kaçınılmaz bir parçası. Ama yine de papirus mağazalarını dolaşmanızı öneririm. Buradan 150$ bir papirus almıştım. Piramitlere gitmek için en güzel vakit trafiğin az olduğu Cuma ve Cumartesi sabahlarıdır.
2.Sakkara piramitleri – Mısır uygarlığının en eski piramitleri olan Sakkara piramitleri M.Ö. 3000 yılllarında hüküm sürmüş ilk hanedanlık tarafından yaptırılmış. Bir kaç yıl öncesine kadar bazı piramitlerin içindeki mezarları gösteriyorlardı. Sakkara ve Giza piramitleri turunu birlikte yapmanızı öneririm. İsterseniz şehirden bir miktar daha uzakta ve benzer bir sit alanı olan Mısır'ın eski başkenti Memphis piramitlerini de gezebilirsiniz.
3.Mısır müzesi – Şehir merkezindeki